ISTANBUL ve SEMTLERI


                                                                                                                                                                                                                                        3 Medeniyet 1 Sehir

img_1839

 

Napolyon’un dediği gibi ‘dünya tek bir ülke olsa, İstanbul’da baskent olurdu.’

Ne kadar da doğru bir söz, hele ki şehrin gizli güzelliklerini keşfettiğinizde bunu daha da içinizde hissediyorsunuz. Ne kadar gezersek gezelim halen o kadar daha cok şeyden bihaberiz galiba. Bu şehir bizi her zaman şaşırtmak için var sanki.

Her sokak bir hikâye, her köse bir bulmaca bu şehirde.

Gezdikçe keşfettiğim İstanbul’un semtlerden biraz biraz bahsedeceğim.

img_0242

 

          YENİKÖY

img_1905Yaz gitti, kıs gelip bizi evlere hapsetmeden önce son son güneşten yararlanalım dedik ve kendimizi Yeniköy sokaklarına attık.

Sarıyer ilçesinde yer alan bu güzel sahil semtti İstanbul’un güzelliğini bozmamış en narin ve şirin semtlerinden biri olarak ahsap evleri ile betonlasmaya direniyor.

Fetihten sonra buraya Romanyalılar ve sonrasında da Rumlar gelmiş. Semtin ismi de buradan türemiş. 19 yy.’den sonra ise zengin gayri Müslüman tüccar ve yabancı ataşelerin ikamet ettiği bir semt olmuş. Günümüzde ise yine şehrin zenginlerinin ve ateselerin tercih ettiği lüks bir semt.

Renk renk ahşap evlerin eski güzelliklerini koruduğunu görünce insan kendini ‘keske buralarda yasasaydım’ demeden alamıyor. Her evin önünden geçerken acaba buralarda kimler yaşamıştır, hikâyeleri nerededir diye sorduk ama cevabımızı alamayınca kendi hikâyemizi kendimiz yazdık.

Yeniköy öyle bir yer ki, yürüdükçe yürümek istiyorsun, şu sokağa da bakayım, şuradaki evlerinde göreyim diyorsun. Yürüdükçe şaşkınlığın artıyor, şehrin ortasında nasıl direnmişler diyorsun. Ama işte bir şekilde bu evler ve sokaklar bakir kalabilmiş.

img_1846

Her ev birbirinden ayrı güzel  (tabii arada çok çirkin, bunları kim yaptı dediklerimiz olmadı değil)

Eğer araba ile gidecekseniz, arabanızı Sait Halim Pasa Yalı’sının yanındaki otoparka bırakabilirsiniz. 15 tl sabit fiyat. Yine boğaz önünde bir otopark. Bunu da hiç anlamıyorum. Arabalar bile bizden daha çok boğaz görüyor.

Hemen otoparkın karsısında Yeniköy Kahvesi’nde kahvaltı ısmarlayın kendinize.  Kahvaltıdan sonra geri dönmeyin arka yoldan üst sokağa çıkın. Bu ağaçlı yol beni en çok şaşırtan karelerden biri oldu. Böyle bir güzelliğin İstanbul’un göbeğinde olmasına ne demeli.

img_1858

Eğer ibadet yapılmıyorsa kahvenin arkasındaki Rum klisesini gezebilirsiniz.

Şuraya yada buraya gidin demeyeyim, siz üşenmeden tüm sokaklara girin çıkın, sahile üst paralel sokaklarında bir aşağı bir yukarı yürüyün.

img_1878

Yorulduğunuz zaman Emek Mantı Evi’nde mantı yada hamsili pilav yiyin.  Şehrin en güzel mantıcılarından biri. Burası Ask’ı Mennu’nun çekildiği yer değil.

Yeniköy Kahvesi’nden sonra yukarı çıkmıştınız ya, simdi de ana caddeden Tarabya’ya kadar üşenmeyin ve yürüyün. Eski İstanbul’un ne kadar güzel olduğunu, keşke o zamanlarda yasasaydım diyeceğiniz güzel evlerin önünden geçeceksiniz.

Biz mimarilere hayran kala kala Tarabya’ya kadar yürüdük. Sahilde ki Big Chef’de mola verdik. Pazar günü deniz kenarı masa bulmak tabii ki de imkansızdı, bizde elimizdeki ile yetindik.

Dönüşte Emek Kafe’de bir yorgunluk kahvesi verin.

Kapanışı ise şehirdeki en güzel börekleri yiyebileceğiniz Tarihi Yeniköy Fırın’ında börek ve paskalya çöreği yiyin. Bir börek bu kadar mı güzel olabilir. Evet! Oluyor.

img_1887

Ayrıca Gazebo ve Molka’da da güzel kahvaltı yapabilirsiniz. Kasıbeyaz ise güzel bir alternatif.

img_1888-2

 

            MODA

img_0259Anadolu yakasında sayılı güzel semtlerden biri olan Moda, orijinalliğini bozmadan kalabilen nadide mekânlardan biri. Son zamanlarda açılan kafeler ile yerli ve yabancı turistleri davet ediyor.

Her gün yeni mekânlar ile gündemimize hızlı düşüyor. Avrupa yakasını sollayacak gibi duruyor.

Önceleri dondurma ve waffle için giderdik simdi ise eski İstanbul sokaklarında kendi hikayelerimiz yazmak için yada yeni mekanları denemek için sık sık gider olduk.

Ben Moda’nın sakinliğini, 50’lerden kalan çılgın mimarili apartmanlarını, ağaçların gölgesindeki eski sokakları seviyorum. Kadikoy’un koşturmacasının, kalabalığının aksine Moda inatla sakinliğinden asla taviz vermiyor. Her ne kadar kafeler ile kalabalıklaşmaya başlasada, eski İstanbul centilmenliğinden asla taviz vermiyor. Bence de vermesin, bazı yerler sakinliği, sadeliği ile güzeldir ve oyle kalmalıdırlar.

Tanzimat dönemi ile gelen Batılılaşmanın etkisi ile Rum, İngiliz, Ermeni ve Osmanlı’nın ileri gelenlerinin yavaş yavaş buraya yerleşmeye başlanmasının moda olması ile hem bu ismi alır hem de hızlıca gelişir.

img_0232

Denenecek mekânlar Karaköy ile kapışır. Belki de koruduğu sakinliği ile Moda öne geçebilir.  Karaköy’ün kargaşasını burada arayın, bulamazsınız.

Benim favori mekânlarım;

img_1961

  • Naan Bakeshop ; harika bir kahvaltı için ideal
  • Page cafe gallery; güzel mekan, tatlılarda güzel
  • İstisna tatlar; en güzel tatlılar ise burada
  • Tahin; Lübnan mutfağı sevenler muhakkak gitmeli ama bazı yemekler için önceden aramanız gerekiyor.
  • Çaydanlık; çay sevenler için kitabınızı okurken farklı farklı çaylarınızı yudumlayacağınız sakin bir mekan
  • Walter’s coffee; Breaking Bad sevenlere, mekan güzel.img_1965
  • Beppe pizzeria; hep kahve, tatlı olmaz di mi! Biraz da yemek diyenlere önerim. Güzel pizzaları var.
  • Köyüm Pide; Benim sevdiğim yerlerden biri. Dondurma öncesi mideyi doldurmak için iyi.
  • Kemal Usta Waffle: Bir wafflenın ne kadar lezzetli olabilicegini nasıl anlatabilirim. En iyisi hemen gidin yiyin bir tane.
  • Ali Usta Dondurma; dondurma sevenlere. Kavunluyu denemeden dondurma yedim demeyim.

 Sarıca Arif Pasa Konağı ise Kemal Usta’nın hemen karsı sokağında yıllara inatla ihtişamından ödün vermeden tüm heybeti ile ben buradayım diyor.

Bizim gibi antika sevenlerdenseniz, sahile doğru giderken sağda Cafe Nero’ya gitmeden görmeniz gereken cok güzel bir yer var.  Artdepo. İçerisi almamak icin kendiniz zor tutacagınız orjinal masalar, lambalar ile dolu.

Cumhuriyet tarihimizin önde gelen mimarlarından Vedat Tek imzalı tarihi Moda İskelesi’nde bir cay için.

img_0229

Benim için Moda,  1 tramvay bileti ile eski Istanbul’a gidiş ve yenilenmeye direnen alçak evlerin yanında 50’lerin mimarisi ile bugüne meydan okumaya devam eden vazgeçilmez bir yer.

img_0750

Gitmisken kırmızı boyalı, kapısında eşşek motifi olan Barış Manço’nun müze olan evini de ziyaret edin derim.

img_1962

BALAT

Güneşi görüp fotoğraf makinesini kapanın koştuğu İstanbul’un parlayan yıldızı, yokuş boyunca her köşesinde resim çeken yada poz veren insanların olduğu renkli semt dersem, Balat’tan başka bir semt belirmez her halde imgelerimizde.

Zamanında sadece film ve dizilerde gördüğümüz nadide müridimiz bugün genç fotoğrafçıların ve meraklı turistlerin uğrak yeri.

Semtin ilk sakinleri Makedonya’dan gelen Yahudilermis sonra Seferad Yahudileri gelmiş. Uzun süre Rumlar ve Yahudiler burada birlikte yasamıs. Yahudilerin Israil’e Rumların da Yunanistan’a gitmesinden sonra Karadeniz’den gelen yerli göçmenler tarafından kullanılır olmuş ve bugün ki cümbüşte bunun eseri diyebiliriz.

Açıkçası şehrin beni en çok etkileyen bölgesi diyebilirim. Ayvansaray’dan Eminönü’ne gidene kadar yan yana duran camiler, kliseler, sinagoglar sanki eski İstanbul’u inatla ayakta tutarcasına renkli evleri ile seyyahları selamlıyor. Her adımda bir hikâye, bir heyecan.

En kolay nasıl gidilir; Metrobus ile Ayvansaray’a gidin, oradan surların yanından geçerek Eminönü’ne doğru yürüyün ve yolda gordugunuz tüm güzel mekânlarda soluklanın, biz aynen böyle yaptık.

Emlak fiyatlarının bu kadar hızlı arttığı başka bir yer de yok halde. 200 m² harabe bir ev için 2 sene önce 8 milyon tl istendiğine bizzat şahit oldum. Veren var ki isteyen var.

Balat’ta görülecek o kadar çok yer var ki, insan nerden başlayacağını bir an için şaşırıyor.

Or-Ahayim Balat Hastanesi sahil kenarında Ermeni hastanesi bina muazzam bir güzelliğe sahip. Tabii öyle ‘ben mimarim içeriyi görebilir miyim’ burada işe yaramıyor. Dışarıdan bakmakla yetinip gezmeye başlayalım.

Ayadimitri Klisesinden başlayın.

Ferruh Kethüda Camii ise Mimar Sinan’ın küçük de olsa Balat’a küçük hediyesi. Maalesef zamanla zarar görmüş ve eski güzelliğini kaybetmiş. Bahcesinde bulunan güneş saati ise halen durmakta.

Güzel bir kahve ve tatlı yemek isterseniz Afilli Cezve mükemmel bir yer.

Kahve molasını da verdiyseniz şu meşhur ‘Çıfıt Çarşısı’nda yürümeye ne dersiniz. Daracık bir sokakta sağlı sollu dükkânları ile meşhur eski Yahudi çarşısı.

Bu sokağın önünde ise şarkılara beste olan 1890’dan günümüze kadar ayakta duran meşhur Agora Meyhanesine uğrayın. Gündüz restoran olan mekanın mutfağında Ermeni, Zaza, Türkmen, Rum aşçılar var.

Hazır yemekten bahsetmişken Balat’ın meşhur yemekleri ile devam edelim.

Köfteci Arnavut şehrin en eski ve meşhur köftecilerinden biri. Mekanın ufak ve eski olmasına hiç aldırmayın. İşkembe sevenler çok iyi bilir ki Balat işkembe cennetidir. Balat İşkembecisi diyorum ve susuyorum.

Surp Hreşdagabed Kilisesi ise dünyada belki de tek olan Müslüman ve Hristiyanların birlikte ibadet ettiği bir klise.

Sonra ise eğer girebiliyorsanız Ahrida Sinagogu’na koşun çünkü sadece sabah 10’da gezilebiliyor. (İstanbul’da ki sinagoglar izinle geziliyor, izniniz yoksa giremezsiniz) Burası İstanbul’un en eski sinagogu. Zamanında azınlıklara kubbe yapılmasına izin verilmediği için burası iç kubbeli olarak inşa edilmiş.

Coffee Department’da bir kahve için.

Burdan sonra ise sahil hattında klişeleri göre göre devam ederseniz.

Hz. Meryem Klisesi ise duvarında Hz. Meryem’in el izinin olduğuna inandıkları kutsal bir klise ama su an maalesef ki harabe durumda.

St. Stephen of Bulgars’ın hikayesi ise cok ilginç, zamanın sultanından Bulgarlar buraya klise yapmak ister ve sultanda hinliğine bunlara inşa için sadece 2 hafta verir. Böyle kısa bir sürede en kolay nasıl yapılır ? Prefabrike olursa. Sonuç olarak klişeyi yapmak isteyenler ile sultan arasındaki iddia mimari olarak bir örnek projeye dönüşür. Bina tamemen demir malzemeden prefabrike olarak yapılır.

Camhane ise geçmişte konut olarak mı koruma amaçlı mı kullanıldı bilmiyorum ama ciddi bir restorasyondan sonra bugün ki halini aldı ve içeride cam atölyesi bulunuyor. Hatta hafta sonları füzyon cam dersleri de veriliyor.

Simdi biraz yokuş çıkma zamanı, artık Balat’ı Balat yapan herkesin en iyi bildiği, İstanbul’un en görkemli yapılarından birine doğru çıkalım. Güneşin kırmızı kiremitlerini yaktığı, kubbesi ile en uzaklara bile el sallayan Fener Rum Erkek Lisesi. 1454’ten bu yana İstanbul’da eğitim veren az sayıdaki Rum okulundan biridir. Maalesef ki içine öyle müze gibi giremiyoruz. Geçtiğimiz yıllarda Bienale ev sahipliği yapmıştı. Ancak bu vesile ile gören görmüştür. Kuşbakışı görünümü kartalı andıran binanın cephesinde kullanılan kırmızı kiremitler Marsilya’dan (Fransa’dan) özel getirtilmiş. Kırmızı cephesinden dolayı zamanla okul halk arasında ‘Mekteb-i Kebir’ olarak anılmaya başlamış.

İster lisenin arkasından Çarşamba’ya doğru yürüyün oradan Hırka-ı Şerif Camii’sini gezersiniz, isterseniz çıktığınız yokuşlu yolu inip Balat turuna devam edersiniz. Bence aşağı inin.

Fener Rum Orthodoks Patrikhanesi, Vatikan Katolikler için neyse Patrikhane’de Orthodokslar için o. Özel günlerde ayinlerin yapıldığı içerisinin ise ihtişamlı olduğu mekana giriş sadece özel izinle oluyor.

Sahilde parkın içinde kendi haline bırakılmış küçük bir Kadın Kütüphanesi görüceksiniz. İçeride sadece kadın yazarların kitaplarının olduğu sade bir bina. Keşke böyle nadide yapılar daha güzel bakılsa, daha çok reklamı yapılsa diyor insan.

Mola vermek isteyenler için Patrikane’nin geri sokağında dizi dizi yer almış kafelerden önereceğim mekânlar ise;

  • Aşk-ı Rüba
  • Cumbalı
  • Kadraj

Burdan sonra Rezan Has Müzesi ile güne nokta koyabiliriz.

 

 

 

 

(Visited 183 times, 1 visits today)

LEAVE A COMMENT

Popular Posts

Follow Me!